|
VAN GÖLÜ
VE İNCİ KEFALI HAKINDA ÖZET BİLGİ
Van Gölü, 3712 km2 yüzey alanı, 171
m ortalama ve 451 m maksimum derinliğe sahip, denizden
1648 m yükseklikte Türkiye'nin en büyük
gölüdür. Suları yüksek derecede
sodalı ve tuzludur. Bu su yapısı göle bir "soda
gölü" özelliği kazandırmaktadır.
Göl suyunun pH değeri 9.8 civarındadır. Tuzluluğu
ise % 0.19 olarak bildirilmektedir (Kempe et al.,
1978). Denizlere göre daha fazla potasyum ve
lityum içerir. Göl suyundaki karbonat
ve bikarbonat iyonları toplam klorür iyonundan
fazla olup deniz suyuyla karşılaştırıldığında karbonat
iyonları 100 kat fazladır. Sülfat konsantrasyonu
ve fosfat iyonu denizlerle karşılaştırıldığında oldukça
yüksektir (Tuğrul ve ark., 1984). Göle dökülen
akarsuların kimyasal özellikleri geçtikleri
arazinin yapısına bağlı olarak değişmektedir. Akarsularda
sodyum en önemli katyon olup, bunun bir kısmı
bikarbonat ile dengelenerek Van Gölü'nün
bir soda gölüne dönüşmesinde ana
rolü oynamaktadır (Degens et al., 1978).

Şekil 1. Van Gölü, göle dökülen
büyük akarsular ve Türkiye haritasında
gölün konumu (LANDSAT ve NOAA uydu görüntüleri)
Gölün biyolojik çeşitliliği hem tatlı
hem de tuzlu sulardan önemli derecede farklılık
göstermektedir. Gölün fitoplankton
varlığı Diatome, Bacteriophyta, Cynophyta, Chlorophyta,
Flagellata ve Phaeophyta gruplarına ait 103 tür,
zooplankton varlığını ise Rotatoria, Cladocera ve
Copepoda gruplarından 36 türden oluşmaktadır.
Gölde balık olarak sadece Cyprinidae familyasından
bir tür olan inci kefalı (Chalcalburnus tarichi,
PALLAS 1811) yaşamaktadır. İnci kefalı göçücü
bir türdür. Gölde yaşamasına rağmen
üremek için göle sularını boşaltan
akarsulara göç eder ve üreme sonrasında
tekrar göle döner. İnci kefalı genelde planktonlarla
beslenen tipik bir planktivordur. Yaz aylarında Tricoptera,
Coleoptera, Diptera larvaları, Copepoda ve karasal
böceklerle bunların larvaları ile beslenir ve
bu dönemde bitkisel kökenli olarak Diatome
ve diğer algleri de tüketir. Kış aylarında ise
besininin çoğunluğunu Copepoda ve Diatome oluşturur
(Akgül 1980, Danulat and Selçuk 1992,
Çetinkaya ve ark. 1995, Sarı 1997a).
İnci kefalı iki farklı sezonda iki farklı avcılık
yöntemi ile avlanmaktadır. Balık Nisan-Temmuz
ayları arasında üremek amacıyla akarsulara göç
etmektedir. Ancak Van Gölü'nün sodalı-tuzlu
sularından tatlı su özelliğindeki akarsulara
hemen giriş yapamamaktadır. Biyolojisi gereği osmotik
ayarlamanın gerçekleşmesi için akarsuların
göle döküldüğü "mansap"
kısımlarında bir süre beklemektedir. Bu bekleme
esnasında mansaplarda büyük sürüler
oluşturmaktadır. Birinci avcılık şekli, üreme
göçü için mansapta bekleyen
balıkların manyat, ığrıp gibi kıyı sürütme
ağları ile avlanması şeklinde gerçekleşmektedir.
Bu dönemde ayrıca akarsular üzerine kurulan
basit tuzaklarla da avcılık yapılmaktadır. Toplam
avcılığın %90'ı bu avcılık metoduyla gerçekleşmektedir.
Bu avcılık metodu geleneksel olup, eski çağlardan
beri yöre halkı balığı hep bu dönemde avlamıştır
(Sarı 1997b, Sarı 2001a).
İkinci avcılık şekli ise balığın esas yaşam habitatı
olan Van Gölü'nde Eylül-Nisan ayları
arasında yapılan "kış balıkçılığı"
dır. Bu dönemde balıkçılar 8-16 m boyundaki
tekneler kullanarak, göz genişlikleri 16-20 mm
olan fanyalı uzatma ağlarla avcılık yapmaktadırlar.
Eylül ayında 15-20 m derinliklerde başlayan avcılık
havaların soğuması ile birlikte 50-60 m derinliklere
kadar inmekte ancak ilk baharda havaların tekrar ısınmasına
paralel olarak 20-30 m derinliklerde yapılmaktadır.
Bu avcılık şekli 1970 sonrası gelişmiş olup gittikçe
yaygınlaşmaktadır. Ancak halen toplam avcılığın sadece
%10'u kış aylarında yapılmaktadır(Sarı 1997b, Sarı
2001a).
Yukarda açıklandığı gibi Van Gölü
suları yüksek derecede sodalı ve tuzludur. Bu
sebeple göldeki biyolojik çeşitlilik oldukça
sınırlıdır. Gölün bu ekstrem su kalitesinde
yaşamaya alışmış, endemik tek balık türü
inci kefalıdır. İnci kefalı ülkemiz içsu
balıkları üretimini tek başına üçte
birini oluşturmaktadır. Diğer taraftan göl çevresinde
yaşayan ve çoğunluğu fakir 14 000 insan geçimini
inci kefalı balıkçılığından sağlamaktadır.
1960'lı yıllarda sadece 600 ton avlanırken günümüzde
bu rakam 15 bin tonlara kadar çıkmıştır. 2000
yılı fiyatları ile yapılan bir hesaplamaya göre
inci kefalının 1.2 trilyon TL cirosu söz konusudur.
(Sarı, 2000a).
İnci kefalı Van Gölü'nde yaşamasına rağmen,
üremek için Nisan-Temmuz ayları arasında
büyük sürüler oluşturarak akarsulara
göç eder. Mevcut avcılığın %90'nı bu üreme
göçü esnasında yapılmaktadır. Oysa
yapılan bilimsel araştırmalar bu avcılık şeklinin
popülasyonu tehdit ettiğini vurgulayarak, üreme
dönemi balıkçılarının kış balıkçılığına
yönlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedirler.
Aksi takdirde yakın bir gelecekte inci kefalı balıkçılığının
çökeceği ve buna bağlı olarak geçinen
14 000 insanın geçim kaynağını kaybedeceği,
diğer taraftan endemik bir türün ise neslinin
tehlikeye düşeceği ısrarla vurgulanmaktadır.
Bu araştırmalar doğrultusunda inci kefalı IUCN tarafından
1996 yılından beri kırmızı listeye dahil edilmiştir.
Van Gölü balıkçılığı 1970'li yıllara
kadar Devlet Liman İşletmeleri Genel Müdürlüğü
Tatvan Feribot İşletmesi tarafından özel bir
kanunla yönetilmiştir. 1971 yılında 1380 sayılı
Su Ürünleri Kanunu'nun yürürlüğe
girmesi ile Van Gölü balıkçılığı
da bu kapsama alınmıştır. Su Ürünleri Kanunu'na
uygun olarak bundan sonra her yıl düzenli olarak
çıkarılan Su Ürünleri Sirküleri'nde
inci kefalı avcılığı ile ilgili bazı düzenlemelere
gidilmiştir. 1998 yılına kadar sadece üreme dönemindeki
avcılığı düzenlemeye yönelik olarak tarihi
sık sık balıkçının isteği doğrultusunda değişen
kapalı sezon uygulaması başlatılmıştır. 1999 yılından
itibaren ağ gözü genişliklerinin 20 mm'den
daha küçük olamayacağı, bir teknede
5000 m'den daha fazla ağ bulunamayacağı gibi hükümler
de sirkülerde yer almıştır (TKB, 1999). Kapalı
sezon uygulaması 1996 yılına kadar gölün
bir kısmında 25 Mayıs-1 Temmuz, diğer bir kısmında
ise 15 Mayıs-1 Temmuz olarak uygulanmaktaydı. 1996
yılından itibaren üniversitenin önerisi
doğrultusunda kapalı sezon bütün gölde
10 Mayıs-1 Temmuz tarihleri arasında uygulandı. 1999-2000
yıllarında uygulanan 33/1 Numaralı Su Ürünleri
Sirküleri'nde ise bu tarih aynı kalmakla birlikte
yukarda bahsedilen ağ gözü genişliği ve
ağ sayısına sınırlama getiren hüküm üniversite
ile Av ve Yaban Hayatı Koruma Geliştirme ve Tanıtma
Vakfı'nın ortak önerisi ile yer aldı. 2001-2002
yıllarında uygulanacak sirkülerde ise kapalı
sezon uygulamasının tarihleri üniversite ve STK'ların
ortak önerisi olan 15 Nisan-1 Temmuz olarak kabul
edildi ve 2001 yılında itibaren bu şekilde uygulandı.
Van Gölü balıkçılığının yönetsel
anlamda bir tek kurum tarafından yönetilmesine
ilişkin bir yasal düzenleme olmadığı gibi bu
amaçla hizmet gören bir kurumda yoktur.
Ancak yasal olarak bütün denizler ve içsuların
balıkçılık açısından yönetimi Tarım
ve Köyişleri Bakanlığı'na verilmiştir. Kırsalda
jandarma, köy ihtiyar heyetleri, orman bekçileri;
kentsel mekanlarda polis ve belediye zabıtaları balıkçılığın
yönetiminde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na
yardımcı olarak görev yapmaktadır. Su ürünlerinin
üretimine yönelik yatırımlarda 8 ayrı bakanlık
görevli olduğu gibi, doğal ortamların kiralanmasında
Maliye Bakanlığı yetkilidir. Tüm suların kullanımı
ve işletilmesi konusunda Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
yetkilendirilmiştir. Ülkemizdeki bu karışık yapıya
uygun olarak Van Gölü'nün yönetimi
de tam bir kamaşa sergilemektedir. Su Ürünleri
Kanunu'nda tüm balıkların üreme döneminde
korunması hükme bağlanmışken, Van Gölü
mansapları üreme zamanında Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı'nın önerisi ile her yıl (bazı yerler
5 yılda bir) Maliye Bakanlığı Milli Emlak Müdürlüğü
tarafından kiraya verilmektedir. Yine ilgili kanunda
akarsulardan tarımsal ve diğer amaçlı yararlanmalarda
akarsu kaynaklarında bulunan su ürünlerine
zarar vermeyecek bir uygulamaya gidilmesi hükme
bağlanmasına rağmen, göle sularını boşaltan ve
inci kefalının üreme habitatlarını oluşturan
akarsular tarımsal sulama amacıyla tamamen dere yatağından
alınmaktadır. Kapalı sezonun denetlenmesi yasa ile
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na verildiği halde
bu denetlemeler ciddi biçimde aksamakta ve
ancak STK-üniversite-jandarma-polis işbirliği
ile yürütülebilmektedir.
İnci kefalının korunması çalışmaları 2001
yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Küresel
Çevre Fonu Küçük Destek Programı
(UNDP-GEF-SGP) tarafından da desteklenmiştir. Proje
Av ve Yaban Hayatını Koruma Geliştirme ve Tanıtma
Vakfı önderliğinde, Yüzüncü Yıl
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Su Ürünleri
Bölümü, ÇEKÜL Vakfı, Kırsal
Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği
ve Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV)
işbirliği ile hazırlandı. Doç. Dr. Mustafa
SARI ve Asaf ERTAN'ın yürütücülüğünü
üstlendiği proje kapsamında balıkçılar
doğru balıkçılık teknikleri ve kış balıkçılığına
geçiş için eğitilmekte; Muradiye Sulama
Birliğinin işbirliği ile suyun ekolojik paylaşımı
amacıyla doğru sulamak teknikleri konusunda seçilen
5 köyde sulama eğitimi yapılmaktadır. Kış balıkçılığına
geçişte teknik donanıma sahip can güvenliği
olan teknelerin inşaası için "Van Gölü
Balıkçı Teknesi Prototip Projesi" gerçekleştirilerek
balıkçılara tanıtımı yapılmaya başlanmıştır.
Diğer taraftan proje kapsamında yerel bir sivil toplum
kuruluşu oluşturmak amacıyla Gönüllü
İnci Grubu üyelerinin proje ortağı STK'lar tarafından
eğitimi sürdürülmektedir.
Geliştirilen alternatif balıkçılık yönetiminin
bir kısmının uygulamaya aktarılması sonucu, 1996 yılı
ile kıyaslandığında çok önemli kazanımlar
sağlandı. Bu kazanımların sağlanmasına neden olan
aktiviteler; balıkçı eğitimi, suyun doğru kullanılması
ve dolayısıyla üreme zamanında balığın üremesine
yetecek kadar suyun dere yatağında kalmasının sağlanması
için çiftçi eğitimi, denetim
görevini yerine getirecek güvenlik birimlerinin
eğitimi, eğitim çalışmalarında görev alacak
gönüllülerin kazanımı ve kurumlar arası
işbirliğinin sağlanması olarak sıralanabilir. Yaklaşık
10 yıldır sürdürülen çalışmalar
sonucunda sağlanan iyileşmeye ilişkin rakamsal değerler
aşağıda verilmiştir:
1. Sürdürülen çalışmalarla,
sorun yerel bir sorun olmaktan çıktı, ulusal
hatta uluslar arası bir sorun olarak görülmeye
başlandı.
2. Üreme döneminde yapılan usulsüz
avcılık, 2003 yılı verilerine göre en az %60
önlendi.
3. Üreme dönemi balıkçılığı için
Van Gölü çevresindeki mansapların
kiraya verilmesi işlemi 2001 yılından itibaren durduruldu.
4. 1996 yılında üreme döneminde kullanılan
kıyı sürütme takımı sayısı 92 adet iken,
2002 yılında 45 adete geriledi. Buna bağlı olarak
usulsüz balıkçılıkla uğraşan insan sayısı
da 736 kişiden 360 kişiye düşmüş oldu.
5. Aynı yıllarda kış balıkçılığı yapan tekne
sayısı 101 adetten 160 adede çıkarken, mesleki
balıkçılıkla uğraşan insan sayısı 404 kişiden
640 kişiye yükselmiş oldu.
6. Yine 1996 yılında balıkçılar tarafından
karaya çıkarılan balıkların ortalama boyu 16.5
cm iken, 2002 yılında 19.5 cm olarak ölçülmüştür.
Aynı yıllarda 1 kg içinde yer alan balık sayısı
16-18 adetten, 10-12 adete düşmüştür.
7. 2000 yılında, inci kefalından sağlanan toplam gelirin
cirosu 1.2 trilyon lira iken, 2002 yılın bu rakam
10 trilyon lira olarak gerçekleşti. Yani balıkçılıktan
sağlanan gelir 3 yıl içersinde 8.5 kat artmış
oldu.
Sonuç olarak, endemik Van Gölü inci
kefalı balıkçılığı iyileşmeye başlamış, gerçek
anlamda balıkçılık yapan insanların gelirleri
artmış, aşırı avcılığın göstergeleri silinmeye
başlamış ve sürdürülebilir balıkçılık
yönetimine doğru hızlı bir dönüş başlamıştır.
Ancak halen üreme dönemi balıkçılığı
tam olarak önlenememiş, kış balıkçılığında
elde edilen ürünün etkin olarak pazarlanması,
işlenmesi ve muhafazası sağlanamamıştır. Bu yüzden
bundan sonraki çalışmalarımızı bu sorunları
çözücü, hiç olmazsa azaltıcı
noktalara doğru yönlendirmeyi planlamaktayız.
Burada önümüzdeki günlerde hazırlayacağımız
projede yer almasını düşündüğümüz
konulara ilişkin küçük bir özet
yapılacaktır.
Balıkçılık yönetimindeki sorunların çoğunluğu,
yerel gerçeklere uyum sağlamayan merkezi kararların
uygulanmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır.
Bunun dışında kararlaştırılan yönetim prensiplerinin
kararlılıkla uygulanmaması, insanların sorunun çözülebileceğine
olan inancını zayıflatmaktadır. Bu iki temel soruna
ek olarak, balıkçılık yönetimi kararlarının
katılımcılık sağlandıktan sonra alınmaması, en mükemmel
modelleri bile uygulanamaz kılmaktadır. Bu sorunları
çözebilen bir balıkçılık yönetimi
plânı, daha çok sürdürülebilir
olma şansına sahiptir. Bu yüzden daha önceki
bölümlerde ayrıntılı olarak açıklanan
sorunların çözümü için
yeni bir yaklaşım benimsenmiştir.
Öncelikle Van Gölü gibi büyük
bir ortamın yönetilmesinde yerel gerçekler
göz önüne alınacaktır. Göl çevresinde
kış aylarında gölde ve ilkbahar aylarında üreme
esnasında kaçak balıkçılık yapanların
nüfus ve eğitim durumları çok iyi bilinmektedir.
Diğer taraftan 10 yıllık bir süre zarfında, balıkçılık
yönetimi kararlarına nasıl tepki verdikleri de
çok iyi gözlenmiş durumdadır. Ancak bu
her iki grubun sosyolojik altyapıları bilinmemektedir.
Bu yüzden öncelikle tüm balıkçı
köylerinin sosyolojik profilleri çıkarılacaktır.
Bu işle eş zamanlı olarak ekonomik yapıları ve balıkçılığın
aile ekonomisi içindeki payı net olarak belirlenmeye
çalışılacaktır. Böylece yerel gerçeklere
uygun; biyolojik, teknik, ekonomik, sosyal ve kültürel
gerekçeleri bilimsel verilerle örtüşen
sürdürülebilir balıkçılık yönetim
(SBY) plânı netleştirilecektir.
İkinci aşamada SBY plânını uygulayacak olan
kurumlara yönelik olarak, geçmişte başlatılan
iyi ilişkilere dayanılarak iyi bir tanıtım yapılacaktır.
Uygulamada ne gibi aksaklıkların çıkacağı,
bu kurumların katkısı ile belirlenecektir. Denetim
görevini yerine getirecek olan yasal olarak sorumlu
kuruluş Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yerel teşkilatları,
kırsalda jandarma birimleri ve şehir merkezlerinde
belediye ve emniyet görevlilerine yönelik
eğitim programları sürdürülecektir.
Etkin denetim mekanizmasının çalışması, kararlılığın
bir göstergesi olarak anlaşılacaktır.
Balıkçılıkla doğrudan ve dolaylı olarak uğraşanların
kendi sorunlarını nasıl tanımladıkları bilinmektedir.
Göl çevresinde üreme zamanında balıkların
avlanması gerektiğine inanan balıkçı neredeyse
yok gibidir. Bu durum, onların aslında sorunu benimsediğini,
ancak çözümüne ilişkin farklı
görüşlere sahip olduğunu göstermektedir.
Üreme dönemi balıkçılığını tek etmemenin
en önemli gerekçesi ekonomik şartlardır.
Diğer taraftan bölgede geçmişi çok
uzun yıllar öncesine dayanan, üreme döneminde
avlanan balıkların tuzlanarak saklanması ve tuzlu
balık olarak tüketilmesi alışkanlığı ikinci sırada
gelmektedir. Başka bir çok gerekçe sayılmakla
birlikte, bunların içinde baskın gerekçe
ekonomiktir. Eğer üreme döneminde kaçak
balıkçılık yapan insanlara alternatif geçim
kaynakları oluşturulabilirse, diğer faktörlerin
elimine edilmesi ile birlikte sürdürülebilir
balıkçılığa geçiş kolaylaşacaktır. Bu
yüzden balıkçılık yönetimi kararlarına
balıkçıların mutlaka katılması gerekmektedir.
Alternatif geçim kaynaklarının ne olacağı şimdilik
bilinmemektedir. Bu alternatifler belirlenirken yine,
alternatiflerden yararlanacak insanların tercihleri
ve görüşleri dikkate alınacaktır.
Sonuçta yerel gerçekleri dikkate alan,
uygulanabilir ve katılımcılıkla oluşmuş ve hayata
geçirilmiş sürdürülebilir balıkçılık
yönetimi plânı ortaya çıkmış olacaktır.
Van Gölü'nde başarılı bir şekilde uygulanan
Sürdürülebilir Yerel Balıkçılık
Yönetimi modeli, ülkemizin diğer içsularında
da aynı yöntemler kullanılarak hazırlanabilecek
ve bu yolla ülkemiz içsu balıkçılığı
yeni bir yönetim modeline kavuşmuş olacaktır.
|